
|
YAZARLARIN TÜRKÇE SORUNLARI / SORUMLULUKLARI / Hasan ÖZTÜRK
''Vatanım Fransız dilidir'' diyen Albert Camus; yazarın, diliyle içinden yetiştiği toplum arasındaki sıkı bağlantıya ne denli önem verdiğini/verilmesi gerektiğini vurgular. Günlük konuşma dilinin sözcükleriyle yeni ve kalıcı bir yazı dili oluşturan yazar/şair, severek işlediği ve işçiliğini yaptığı dile karşı saygılı ve sorumludur da. Türkçe, yazılı ve sözlü anlatımda bugün olduğu kadar savsaklanmamışken dilin doğru kullanım yeri/zamanı ÖSS sorularının birkaç seçeneğiyle sınırlandırılmış gibi. Öyle ki sınavı atlat bildiğini yaparsın mantığı belleklere yerleşiyor. Her nedense bu ülkedeki dil yanlışlarının faturası üniversite sınavlarına giren (çoğu liseli genç) adaylara ödetiliyor. Dergilerde, gazetelerde, radyolarda kitaplarından seçilen Türkçe yanlışları gösterilenlerin yüzleri kızarmıyor bile. Dili bozmak moda; bozdukça ve önemsemedikçe önemseniyorsunuz. Romanlarının satışları yüzbinleri aştığı söylenen reklam panosu fotoğraflı yazarların kitaplarındaki Türkçe yanlışlarını sınav soruları için örnek metin olarak kullanmayı deneseydi ÖSYM telif ücreti ödemekle başedemezdi her halde. Her ne kadar yazar kavramı, yazma eylemine değişik biçimde katılan ilgililerin başka adlarını (edip, muharrir, müellif, yazıcı, yazan vb.) kapsıyorsa da eli kalem tutanların/tutmaya adayların, Türkçe'yi kurallarına uygun yazmaları gerekir. Son zamanlarda sayıları artmaya başlayan yaratıcı yazarlık kurslarının bu konuyu özellikle göz ardı etmemeleri gerekir. Dildeki kirlenmeyi önlemek için devletin eli sopalı bekçileri görev başında olamayacağına göre kullandıkları araçla sonuca ulaşmayı seçen yazarların başkalarından özenli olmaları boyunlarının borcudur. Şimdi varsayınız ki konu anlatımlı bir test kitabının anlatım bozuklukları konusuna çalışıyorsunuz.
Sözcüklerin Yanlış Yerde Kullanılması:
''Az önce yolculardan bir bölümü buranın amirinin odasına yürüyüp yaka paça adamı ablukaya aldı.''(TY/s.82) Bu cümledeki adamı sözcüğü, yaka paça ikilemesinin önüne yazılarak cümlenin anlatım bozukluğu giderilebilir. ''İşte bu elinizde tuttuğumuz kitap, çocukken sorduğum bu sorunun olası yanıtlarını kapsıyor.''(B/s.15) Bu cümlenin ikinci sözcüğü bu, bir sıfat tamlaması oluşturacak şekilde kitap sözcüğünün önüne yazılırsa cümlenin anlatım bozukluğu giderilebilir. ''O zamanlar ne kadar da naifmişim, ne kadar acınası şeyler hissetmişim, ne kadar kendimi hırpalamışım diyeceğim cümlelerle dolmalıydı bu defterler.''(B/s.28) Bu cümlenin üç kez tekrarlanan ''ne kadar'' söz grubunun üçüncüsü, hırpalamışım sözcüğünün önüne yazılarak anlatım bozukluğu giderilebilir. ''Sanatsal bir etkinlikte bulunan kişi kendini ifade ederken bu 'bulanık gerçeklerle' ne derece hesaplaşırsa, onların yarattığı yanılsamayı ne derece kırabilirse o derece sanatın özgürleştirici ruhuna yaklaşmış olur.''(B/s.68) Bu cümledeki o derece söz grubu, yaklaşılmış olur birleşik fiilinin önüne yazılırsa cümlenin anlatım bozukluğu giderilmiş olur. ''Üzerine eğilen biri seni dokunursa titremekten solacak zayıf bir çiçek sanırdı.''(ÇK/s.16) Bu cümledeki seni sözcüğü, titremekten sözcüğünün önüne yazılır veya cümlenin sonuna eklenirse cümlenin anlatım bozukluğu giderilebilir. ''Bir an aklıma son bir çabayla kalkıp sürüklenerek bile olsa eden çıkmak, hatta polise gitmek, o da olmazsa bu dışarıdan sesleri gelen komşulardan biriyle konuşmaya çalışmak geldi.''(ÇK/s.83) Bu cümlenin anlatım bozukluğunun giderilebilmesi için bu sözcüğü, komşulardan sözcüğünün önüne yazılmalıdır. ''Bilmem Hafize Teyze'nin yaşından fiziğinden ötürü kadınsılıktan uzak görünümünden mi, yoksa karşısındakini olduğu gibi kabul eden, rahatlatıcı, samimi tavrından mı, Setenay ona ilk günden itibaren hiç diğer kadınlara gösterdiği soğuk, ters tutumla cephe almadı.''(ÇK/s.106) Bu cümledeki hiç sözcüğü, cephe almadı birleşik fiilini önüne yazılırsa cümlenin anlatım bozukluğu giderilebilir. ''Safir uyurgezer gibi gösterdiğim tarafa yürüdü, onu pencerenin önünde duran ve oturup sadece göz kesildiğim koltuğuma oturttum.''(TKM/s.12) Bu cümlenin anlatım bozukluğu uyurgezer gibi edat grubunun, yürüdü çekimli fiilinin önüne yazılmasıyla giderilebilir.
Öge Eksikliği:
''Evet yazıyordum ve insanlar bu metinlerin gerçekten de edebiyat olduğunu, zevkle okuduklarını ve benim bir yazar olduğumu söylüyordu.'(B/s.43) Bu cümlede nesne eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluğunu gidermek için zevkle sözcüğünün önüne yazdıklarımı eklenmelidir. ''Öykülerde sıklıkla karşılaştığımız bir durumdur.''(B/s.82) Bu cümlede özne eksikliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Yazıdaki anlatıma uygun olarak cümleye hikayenin başladığı günün anlatılması vb. bir özne eklenmelidir. ''Kurmaca yapıtlarda en çok kullanılan bakış açısıdır.''(B/s.184) Bu cümle, sınırlı üçüncü tekil alt başlığına bağlı olarak yazılmış ancak başlıktan bağımsız düşünüldüğünde öznesi eksik olduğu için anlatım bozukluğu olan bir cümledir. ''Edebiyat metnini yetkin kılan özelliği, dünya yaratmada gösterdiği başarıdır.''(B/s.188) Bu cümlenin anlatım bozukluğu, dünya sözcüğünün önüne onun eklenmesiyle giderilebilir. ''Neden yazdıklarımızı okuduktan sonra bize basit ve özelliksiz görünürler.''(B/s.24) Bu cümlenin de özne eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluğu, bize sözcüğünün önüne onlar eklenmesiyle giderilebilir.(Aynı cümle; ''Neden yazdıklarımız okunduktan sonra bize basit ve özelliksiz görünürler.'' şekliyle de yazılabilir.) ''Bazen dışarı çıkıp onlarla anlaşmaya çalışmak düşüyor aklıma; yapabileceklerimin ne kadar sınırlı olduğunu düşününce çabucak vazgeçiyorum.''(ÇK/s.81) Bu cümledeki dolaylı tümleç/yer tamlayıcısı eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluğunu gidermek için çabucak sözcüğünün önüne onlardan/düşüncelerimden eklenmelidir. ''Onlarla bu kadar kolay yatabildiğine başlangıçta çok şaşırmıştım, sonra onları anladım, alıştım.''(TKM/s.15) Bu cümlenin dolaylı tümleç/yer tamlayıcısı eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluğu, alıştım fiilinin önüne onlara eklenmesiyle giderilebilir.
Noktalama İşaretlerinin Eksikliği:
''Bu bilgisayar başında geçen yazma anları akşamüzeri dört sularında başlayıp gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürebiliyor.''(B/s.31) ''Metin yazarın iç dünyası ile yaşadığı dünyayı algılayış biçiminin bir ürünüdür.''(B/s.38) Her iki cümlede de ilk sözcükten sonra virgül kullanılmalıdır. ''İkinci önemli nokta, yazının kurmacanın sınırlarını genişletmesine izin vermesidir.''(B/s.69) Bu cümlede virgül yerine noktalı virgül; yazının sözcüğünden sonra ise virgül kullanılmalıdır. ''Kendine acıma izleği anneye acıma ve kızma ile bütünleşerek bizi önemli bir sahneye bağladı. Anne-kız tartışmasına.''(B/s.86) Buradaki iki cümlenin arasına nokta yerine üst üste iki nokta kullanılabilir.Ayrıca birinci cümledeki izleği sözcüğünden sonra virgül kullanılmalıdır. ''Hitchcook sinemasında bu sıklıkla uygulanan bir yöntemdir.''(B/s.142) Bu cümlede özne görevindeki bu sözcüğünden sonra virgül kullanılmalıdır. ''Lizbon'a sizinle gelmiş yardımcınızın nişanlısıyla arasında geçen sorunların mahiyetinde derin bir alaka duyuyor, fakat özel hayatına burnunuzu sokmamak gerekçesiyle bir şey sormuyordunuz. Bu dilini bilmediğiniz insanların neler konuştuklarını, evlerine gittiklerinde nelerle meşgul olduklarını, siz de n az benim kadar merak ediyordunuz.''(ÇK/s.45) Buradaki iki cümlenin birincisinde yardımcınızın sözcüğünden sonra; ikincisinde ise bu sözcüğünden sonra virgül kullanılmalıdır. ''Hele bu 'perde merasimi', anneannemin evde herkese en sık tekrarlattığı uzun ritüellerdendi ki, bu iş için seçtiği kurban perdeyi orantılamaya ne kadar uğraşırsa uğraşsın her seferinde perdeyi ya çok sağda, ya da çok solda bulur, sonucu beğenene kadar zavallıyı oradan oraya dolaştırıp dururdu.''(ÇK/s.71) Bu cümlede kurban sözcüğünden sonra virgül kullanılmalıdır. ''O insanlar arasına karışmış bir melekti.''(ÇK/s.117) Bu cümlede özne görevindeki o sözcüğünden sonra virgül kullanılmalıdır. ''Türkü barında çalışan, gerdanı sarkmış genç bağlamasını akort etti.''(TKM/s.33) Bu cümlede özne grubunun son sözcüğü olan genç sözcüğünden sonra virgül kullanılmalıdır.
Sözcüklerin Anlam Özelliği:
''Ne var ki sonuçsuz kaldı çünkü pilot kendini içerden kilitlemiş.''(TY/s.83) Bu cümlede içerden sözcüğü yerine içeriye kullanılmalıdır.(Cümlede nesne görevinde kullanılan kendini yerine kapıyı yazılsaydı içerden sözcüğü doğru kullanım olurdu.) ''O kadar gürültü vardı ki kimse dikkat sarf edemedi bu sözlere.''(TY/s.35) Bu cümledeki sarf sözcüğü gereksizdir. ''Susmanın bizi birbirimize hiç olmadığımız kadar yaklaştırdığı bir andaydık, ama çok geç artık, ikimiz de ümitlerin boş olduğunu bilecek bir çağa geldik, bunca acıdan sonra.''(TKM/s.38) Bu cümledeki yaklaştırdığı sözcüğünün yerine -insan ilişkileri düşünülerek- yakınlaştırdığı kullanılabilir.
Tanpınar, sanat tarihi ve estetik derslerini verdiği yıllarda (1939) kurulması düşünülen edebiyat akademisi hakkındaki görüşlerini açıklarken yazarın/şairin yaşamasının resmi bir kuruma bağlı olmadığını vurgular: ''Türkçeyi en güzel yazmak, cemiyeti en iyi şekilde anlatmak kafi bir mükafat değil midir?'' Bugünlerde bunca dil kirliliğinin yaşandığı Türkiye'de güzel Türkçe kullanmak, öncelikle dil işçisi yazarların görevi olmalıdır.
Müge İPLİKÇİ, Transit Yolcular, Can yay. İst.2002 (TY) Murat GÜLSOY, Büyübozumu Can yay. İst.2004 (B) Nihan KAYA, Çatı Katı, Dergah yay. İst.2004 (ÇK) Ayfer TUNÇ, Taş-Kağıt-Makas, YKY İst.2004 (TKM) |