
|
NE GÜZEL ÇOCUKLARDIK BİZ dil bilgisi dersinde / Hasan ÖZTÜRK
Romancı Orhan Pamuk, yüzyılın son depreminden hareketle kütüphanesiyle ilgili olarak, Bazı Kitaplarımdan Nasıl Kurtuldum (Kitap-lık, Mart - Nisan 2000) başlıklı yazısını yazdığında ilgili çevreler, bu yazının özellikle son cümleyi söylemek için yazıldığına karar vermekte gecikmediler. Kitapla ilgilenen ve evinde şöyle veya böyle bir kitaplığı olan her okuru/yazarı ilgilendiren bu yazının son cümlesinin itibar kazanması halk şiirinin, ilki iki dizesi hazırlık niteliği taşıyan mani türünü hatırlattı ister istemez. Orhan Pamuk da on iki bin kitaplık kütüphanesinden, özgürleşme duygusuyla, iki yüz elli kitabı seçip atışının gerekçelerinden hareketle sonuca varıyor: “Böylece kütüphanemin Türk edebiyatı raflarında, elli yaş ile yetmiş yaş arasında, doğuştan hayatı kaymış, yarı başarılı, yarı şaşkın, vasat , erkek ve kel yazarların kitapları hızla eksiliyor.” Bu cümlenin hedef kişisinin Tahsin Yücel olduğunu söylemekte gecikmeyen edebiyat çevreleri, gerekçeyi de belirtiyordu. Orhan Pamuk'un romanlarındaki Türkçe kullanımı ciddi olarak eleştiren tek kişi Tahsin Yücel'di çünkü. Bizde, romancıların tafralarından canı en çok yanan, hiç kuşkusuz Fethi Naci'dir. Böyle somut bir tecrübe varken, ikide bir “eleştiri yokluğu”ndan dert yanan romancılar için eleştiri yazmak doğrusu cesaret meselesi. Metin Celal'in “kendisinin de içinde yer aldığı 78 kuşağını konu edinen” ve ilk romanı olan Ne Güzel Çocuklardık Biz (Gendaş Yay. İst. 2000 2.b)'in Türkçesiyle ilgili bazı görüşlerimi belirtmeye çalışırken Orhan Pamuk'un son cümlesini düşündüm bir an. Sonra baktım ki, belirtilen yaş sınırına henüz gelmemişim ve hayatım da doğuştan kaymamış. Eksiklerimle birlikte durumu kurtarıyorum. Üstelik yayınlanmış bir kitabımın (Kitabın Dilinden Anlamak, Siyasal Kitabevi Ank. 1998)'da Metin Celâl'in kitaplığında yer aldığını hiç zannetmiyorum. Sevgi Özel de, “Ancak son zamanlarda yazar kimliği taşıyan insanların bile dil işçiliğini önemsemediği, çoklarının kendine göre yazım biçimleri denediği düşünülürse, sorunların nasıl yapaylaştığırıldığı da açıklaça görülür. Yazar, dili istediğince kullanma özgürlüğü olan insanlardır; ama yazar aynı zamanda kullandığı dilin tüm özelliklerini bilmek, o dili doğru kullanmakla yükümlü olan insandır. “(Yazım Sorunları ve Aydınlar, E, Şubat 2001) sözleriyle beni desteklediğine göre dilbilgisi derslerine başlayabiliriz demektir. Ne Güzel Çocuklardık Biz romanındaki dil kusurlarının önemlerinden biri, sözcük veya sözcük gruplarının cümle içerisinde yanlış yerde kullanılmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarıdır. Romandan çıkardığımız bazı cümleleri, önerdiğimiz şekliyle gösterelim. “Fakültenin iç karartıcı koridonlarında Ayşe'nin seke seke koşuşturmasını, bir takım beş para etmez adamlara dil dökmesini hayal ediyor” (s.13) (Fakültenin iç karartıcı koridorlarında Ayşe'nin seke seke koşuşturmasını, beş para etmez birtakım adamlara...) “İş yapamayacak kadar kafası karıştığında hastalanmış yatağa düşmüştü. (S.24) (Kafası iş yapamayacak kadar karıştığında hastalanmış...) “Hiç iki kadehten fazla içmezdim.” (S.33) (İki kadehten fazla hiç içmezdim.) “Ayşe'nin hiç böyle evi olmadı.” (S.71) (Ayşe'nin böyle bir evi hiç olmadı) “Hülya, fakültede Ayşe'den sonra ilk tanıştığım arkadaşımdı.” (S. 76) (Hülya, fakültede Ayşe'den sonra tanıştığım ilk arkadaşımdı.”), “El feneriyle sabahlara kadar kitap okuyup, neredeyse sıcağı sıcağına okuduklarını arkadaşlarına ileten çocukla bu kadının aynı kişi olduklarını kimse söyleyemezdi.” (S.80), (El feneriyle sabahlara kadar kitap okuyup, okuduklarını neredeyse sıcağı sıcağına arkadaşlarına...) “Odayı çepeçevre dolanan üç sedirden birinde ayaklarını altına almış, sırtını sert saman dolu yastıklarından birine dayamış oturuyor.“ (S.82) (Odayı çepeçevre dolanan üç sedirden birinde ayaklarını altına almış , sırtını saman dolu sert yastıklardan...) “Sürekli telefon etmeyi erteleyerek zamanı geçirdi.” (S. 97) (Telefon etmeyi sürekli erteleyerek zamanı geçirdi.) “Recep'in o kadar çok ilgilendiği dava vardı ki, artık olaylara hakim olamıyordu.” (S.107) (Recep'in ilgilendiği o kadar çok dava vardı ki... ) “Evet, hiç tamamen soyunuk olmadım onun yanında.” (S. 115) (Evet, tamamen soyunuk hiç olmadım onun yanında.) “Fenerbahçe'nin ligdeki durumu Efes Pilsen birasının niçin Türk damağına uygun olduğu, sekreter Jale'nin nereden giyindiği gibi bir sürü birbiriyle alakasız konuyu güzel espirilerle birbirine bağlıyor. Sezen'e de dinletmeyi beceriyordu. “(S.118) (Fenerbahçe'nin ligdeki durumu, Efes Pilsen birasının niçin Türk damağına uygun olduğu, sekreter Jale'nin nereden giyindiği gibi birbirleriyle alakasız bir sürü konuyu...) “Ayşe, Mustafa'nın anlattıklarını dinlerken hiç sesini çıkartmadı.” (s. 137) (Ayşe, Mustafa'nın anlattıklarını dinlerken sesini hiç çıkarmadı.) “Tepeden şehire ve denize bakan, oldukça geniş bir ferah bir lokanta.” (S. 183) (Şehire ve denize tepeden bakan...) “En akla yakını bu olsa gerek.“ (S. 196) (Akla en yakını bu olsa gerek.) “Her pencereden bakışında gördüğü o gölge.“ (S. 201) (Pencereden her bakışında gördüğü o gölge.) “İlk akla gelen şey yapıldı.” (S.212) (Akla ilk gelen şey yapıldı.) “Tayfun'a göre fazla içeride kalmazdı.“ (S. 213) (Tayfun'a göre içeride fazla kalmazdı.) Romandaki bazı cümlelerde ise eklerin ve sözcüklerin yanlış görevde kullanımdan kaynaklanan anlatım bozuklukları vardır. Bu tür cümlelerden birkaçı. “Fotoğraf dahi gömleğin cebine konulur konulmaz ter...) “İçinde sıkıntının birikip iyice arttığını, biraz daha otursa fışkıracağını düşünüyor.” (S. 9) (İçinde sıkıntının birikip iyice arttığını, biraz daha oturursa fışkıracağını düşünüyor) “Hep gizli, anlatmaktan korktuğumuz bir şeyler kalmadı mı?” (S.55) (Hep gizli, anlatmaktan korktuğumuz birşey kalmadı mı?) “O günden ancak yarısını okudu sınav kağıtlarının.” (S. 69) (On günde ancak yarısını okuyabildi sınav kağıtlarının.) “Şu an size verecek ne bir masamız, ne de bir iş var demişti.” (S. 97) (Şu an size verecek ne bir masamız, ne bir işimiz var demişti.) “Uzun bir koridoru derinden gelen müziği dinleyerek kat ettikten bir başka sekretere teslim ediliyor.” (S. 173) (Uzun bir koridor derinden gelen müziği dinleyerek katedildikten sonra bir başka...) Romanın bazı cümlelerinde ise eksik sözcük kullanımından kaynaklanan anlatım bozuklukları dikkat çekmektedir. “Biz tüm günü sıkıntıyla geçirmenin de yarattığı bir havayla ateşli yorumlar yaparken, bıyıklarını çekiştirerek dinlerdi.” (S.64) (Biz tüm günü sıkıntıyla geçirmenin de yarattığı bir havayla ateşli yorumlar yaparken, o bıyıklarını...) “Ondan hem sıkılıyor, hem de peşimden ayrılmayan bir aşığım olmasından hoşlanıyorum. (S.85) (Ondan hem öyle sıkılıyor, hem de onun peşimden...) “Belki de hayatını böylesine düzene sokmuş olması, yaşlı olduğunu düşündürüyordu.” (S. 101) (Belki de hayatını böylesine düzene sokmuş olması, ona dulluğunu, yaşlı...) “Sempatizan bile denemezdi. “ (S.127) (Bu cümlenin başına veya sonuna ona sözcüğü eklenmelidir) “Birbirimizi tanımak için hemen hiç çaba göstermiyoruz.” (S.197) (Birbirimizi tanımak için hemen hemen hiç çaba göstermiyoruz.) “Öyle ki sinemadan başıma birşey gelmeden sağ salim kurtulmakla hiç gitmemek arasında binlerce fikir doluvermişti kafama.” (86) (Öyle ki sinemadan, başıma bir şey gelmeden sağ salim kurtulmakla sinemaya hiç gitmemek arasında...) Birkaç cümlede ise eksik sözcük, yanlış ek ve sözcüklerin yanlış yerlerde kullanımın anlatım bozuklukları görülmektedir. “Ama kitaplarda yazana her zaman gerçekten hayatta uygulamak kolay değil” (s. 23) (Ama kitaplarda yazılanı gerçek hayatta uygulamak her zaman kolay değil) “Ortadaki inşaat kalaslarından yapıldığı anlaşılan masa ve sıraların yanına öbek bize bir sayısı satılan derginin çeşitli sayıları yığılmıştı.” (s. 112) (Ortada, inşaat kalaslarından yapıldığı anlaşılan masa ve sıraların yanına bize birer sayısı satılan derginin çeşitli sayıları öbek öbek yığılmıştı.) “Bunu ne kadar çok aklımdan geçirdim ve ne kadar çok vazgeçtim.” (S. 123) (Bunu aklımdan ne kadar çok geçirdim ve bundan ne kadar çok vazgeçtim.) Cümlelerin bir kısmında virgül kullanılmayışı anlatımı zorlaştırdığı gibi anlamı da değiştirmiştir. “Gün boyu peşini bırakmayan sıcak oturdukça daha da artıyor.” (S. 5) (Bu cümlede sıcak sözcüğünden sonra virgül kullanılmalıdır.) “Kendimi onları anlamaya koşullandırdığım için sevemedim herhalde.” (S. 7) (Bu cümlede ilk sözcükten sonra virgül kullanılmalıdır.) “O an aklından geçen başları belaya girmeden yanlarından nasıl geçip gidecekleriydi.” (S. 80) (Bu cümlede geçen sözcüğünden sonra virgül kullanılmalıdır.) “Görev yerine getirilecekti.” (S. 186) (Bu cümlede ilk sözcükten sonra virgül kullanılmalıdır.) “Çeşitli yollardan tutuklananların isimleri öğrenilmeye çalışılıyor, yorumlar yapılıyordu.” (S 209) (Çeşitli olan tutuklama mı yoksa isim öğrenme yolları mı? Tutuklama yolları çeşitli cümledeki isimleri sözcüğünden sonra virgül kullanılmalıdır. Öğrenme yolları çeşitli ise o zaman cümle “Tutuklananların isimleri çeşitli yollardan öğrenilmeye...” Şekliyle yazılmalıdır.) “İnsanların, Ayşe'nin Hülya'nın, Ersin'in rahatlıklarını, bu konuyu önemsemediklerini gördükçe çekingenliği yavaş kırılmıştı.” (S. 115) (Bu cümlede, başlangıçta birbirinden ayrılan kelimeler eş görevli değildir.) Şu cümlelerde ise teknik hata olduğu açık. (Vurgulama benim) “Ayşe'de biliyordu...” (S. 22) “Çekyat'ın üzerinde...” (S. 107) “Fikir jimlastiğine... “(S.121) “Oysa izini biteli...” (S. 220) Son söz aktüel bir yazıdan. “Geçenlerde yazılı kağıtlarını okumaya çalışıyorum. Kötü yazılarla cebelleşerek. Kadim dostum Prof. Dr. Cevdet Erdost telefon etti. Şikayetimi dinleyince “Yuha aynı beni dert benim de başımda” dedi, her zamanki cevval üslubuyla, “Bu çocuklar ne yazmayı biliyor, ne konuşmayı. Test yönetimi sayesinde artık dili kullanmalarına gerek kalmadı. Test yöntemi sayesinde artık dili kullanmalarına gerek kalmadı. Neredeyse el işaretleriyle anlaşacaklar. Öyle sınırlı bir sözcük hazineleri var ki, ilanı aşk bile edemezler. Tutturmuşlar bir “olay” sözcüğünü, en az seksen anlam için “olay” deyip çıkıyorlar işin içinden. Gel de anla ne dediklerini” Cevdet'in dediklerinin “ilanı aşk” kısmına katılmıyorum. O işi bizim kuşaktan daha iyi beceriyorlar gibime geliyor. Bunun birlikte gençlerde bir dil sorunu olduğu ortada. Ama bunun tek sorumlusu onlar mı acaba?” (Türker Alkan, Radikal, 18.02.2001 ) |