
Kendi Kendimiz Olabilmek / Hasan ÖZTÜRK
Ölümünden 726 yıl sonra Mevlana’yı gündeme getiren sözlerinden en önemlisi, “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” vecizesidir.Bu söz, bir tasavvuf ehlince kişinin içi temizliğine dair söylenmiş olmakla beraber bu günlerin gözde kelimesi dürüstlük için de derin anlamlar ifade etmektedir. Çağımızda yön veren felsefi anlayışların, bireyselleşme teması etrafında toplanması, insanın olduğu gibi olması, kendi kendisi olmasıyla yakından ilgilidir. İnsanın, birey olarak var kalabilmesi ancak özgür olması ve haklarını korumasıyla mümkündür.Oysa kişinin haklarını yalnız başına koruyamaması, elde edememesi onu ister istemez başkalarıyla birlikte olmaya yöneltiyor. Çağdaş efendiler, hak aramanın örgütlü toplumdan geçtiğini vurgulayarak kolektif birliktelik içinde bireyin var olacağına inandırmaya çalışıyorlar.Oysa insanların kendi kendisi olmadan, kendi ayakları üstünde durmayı öğrenmeden ve sonunda bireysel kimlikleriyle oluşturacakları gönüllü birliktelikler içinde yer almadıkça özgür olmaları, oldukları gibi görünmeleri mümkün olmayacaktır.Türkiye, bütün bunları yaşanan bin bir pişmanlıkla görmüştür. Bugün en belirgin anlamıyla siyasal alanda görülen kolektif hayat ben fikrini ortadan kaldırmıştır.Siyasal partilerin, insana kişisel özgürlüğünü kazandıracak sanat konusundan ısrarla uzak durmaları sebepsiz değildir.Sanatla ilgilenen insan, başkaları gibi olmayacak; kendi cemaati dışındakileri işe yaramaz görmeden onlarla iletişim kuracak, Orwelyen bir tavırla liderin her söylediğine iman etmeyecek, başkalarıyla birlikte yaşarken kişisel yetenek ve özellikleriyle onlardan farklı olabileceğini düşünecektir.Kendi grubuna mensubiyetin üstünlük vasfı olmadığını bilecektir.Bu bakımdan, cemaat liderleri ve örgütlü toplum savunucuları belli bir ahlak sorunu olarak içi dışı bir olmayı öneriyorlar ama, kişiye bu özellikleri sağlayan özgürlük ortamının kaynağı sanat konusuna pek yaklaşmıyorlar. Usta denemeci Montaigne, dünya klasikleri arasına giren Denemeler kitabında, ‘’Hala ilk tabiat kanunlarının rahat serbestliği içinde yaşadıkları söylenen insanlar arsında olsaydım, emin ol ki kendimi tastamam ve çırılçıplak da gösterirdim.’’ Diyor ve ekliyor: ‘’herkes kendisi için bir derstir, elverir ki insan kendini yakından görmesini bilsin.’’Bu gün reklam, siyaset ve medya üçlüsünün anaforunda kalan insanın kendi kendisi olması, kendi kendine yakından bakması mümkün değildir.Kişilerin belleğinde yerleşik hiçbir değerin kalmamasına özen gösteren medya, siyasi güçlerin kaderlerini belirleyecek kararsızların çokluğuyla gücünü gösteriyor.Medya, bir siyasi tarafın lehine etkili reklamlarla kararsızları yönlendirirken bir başka siyasi tarafın reklam pazarını oluşturmaktadır.Bu arada kişiye biçilen görev, kendi kendine bakmamak, olduğu gibi görünmemek, doğruları -ne hikmetse- bilen birilerinin yanında olup, karşı tarafın yanlışlarına savaş açmaktır.Yeriniz önemli değil, safta durmanız yeter. Türkiye’nin önemle ihtiyaç duyduğu felsefe ve demokrasi kültürünün temeli, ben diyebilen insana dayanır.Bu, başkalarını yok sayan, çıkarcı ben değil; özgürce düşünebilen, düşünceye saygı gösteren, yaşamaya kendine göre bir anlam kazandıran bireydir.Gelişmenin temeli de Osmanlı şairinin, ‘’hoşça bak zatına kim zübde-i âdemsin’’ dediği bu bireye dayanır.Aşırı bir grup içinde benini saklayıp otoriteye itaatle bütün eksikliklerinden sıyrıldığını sanan insan, özgür bir ortamda var olduğunu anlatmak durumunda kalınca eksikliklerini görecek, yeniliklerden yararlanarak kendisini tamamlayacaktır.Böylece, ‘’kendini olduğundan az göstermek budalalığını’’ göstermeyecektir. Son söz Montaigne’in; ‘’kendinden söz etmeyi kötü görmek, yasak etmek adet olmuştur; çünkü kendinden bahsetmek her zaman kendini övmek gibi görünür; kendini övmekse herkesin zıddına gider.Ama kendinden söz etmeyi yasak etmek, çocuğun burnunu silecek yerde, burnunu koparmak olur.’’
|